5 Temmuz 2016 Salı

Giriş

Giriş

Başkalarından "farklı" ve "orijinal" olmak, birçok insanda büyük bir heyecan meydana getirir. Tarih boyunca hemen her toplumda yaşam tarzıyla, kıyafetiyle, saç şekliyle ya da orijinal söylemleriyle "sivrilmeye", dikkatleri üzerine toplamaya çalışan kişiler ve akımlar ortaya çıkmıştır. Bu kişi ve akımlar toplumun tepkisini, aynı zamanda da ilgisini üzerlerine çekmeyi başarmışlardır.
Son yıllarda da Batılı toplumlarda "alışılanın dışında" ve "toplum dışı" hayat tarzlarıyla dikkat çeken yeni bir akım görülmektedir. Bu akım Doğu kültürünü, felsefelerini ve inanışlarını kullanarak dikkat çekmeye çalışan kimselerden oluşmaktadır. Bu akımın kullandığı Doğu felsefelerinin başında ise Budizm gelmektedir.
budist mekan
Nepal, Katmandu'da bulunan bu Budist tapınağının dört yüzünde yer alan göz çizimleri, Buda'nın, sözde her an herşeyi gördüğünü sembolize eder. Batıl Budist inanışın temelinde Buda'nın üstün güçlere sahip bir put olarak görülmesi yatmaktadır. Sağda, Burma, Rangoon'daki Shwedagon Tapınağı.
Dünya üzerinde, özellikle de Amerika ve Avrupa'da bazı kimselerde, Budizme yönelik bir ilgi görülmektedir. Bu ilginin en önemli nedenlerinden biri, bu batıl inanışın, insanlara gizemli, mistik ve hayret verici özelliklere sahip olduğu izlenimi oluşturacak şekilde lanse edilmesidir. Budizmi seçen insanlar da genelde bu felsefeyi inandıklarından ya da mantıklı bulduklarından değil, söz konusu "mistik" havadan etkilendikleri için seçmektedirler. Çünkü bu batıl inanış onlara, günlük yaşamlarından, hayatları boyunca karşılaştıkları diğer felsefelerden çok daha farklı ve şaşırtıcı bir şekilde sunulmaktadır. Örneğin Budizmin ortaya çıkışı insanlara efsanevi, uhrevi bir masal olarak aktarılır. Budizmi anlatan kitaplarda ya da filmlerde Buda büyük bir gizem kaynağı olarak gösterilir. Aynı şekilde Budist rahiplerin hayatları da Batılı insanlara sırlarla dolu, dolayısıyla dikkat çekici olarak tanıtılır. Bu kişilerin ilginç kıyafetleri, kazıtılmış saçları, ibadet şekilleri, törenleri, yaşadıkları yerler, yoga ve meditasyon gibi garip uygulamaları insanları hayrete düşürmekte, ilgilerini çekmektedir.
budist heykel
Nepalli Budistlere ait, sözde bilgeliği ve beceriyi temsil eden bir heykel.
İşte bu nedenle de toplum içinde "diğer insanlardan farklı" sıfatıyla tanınmak ve "gizemli insan" imajı vermek isteyen kişiler için Budizm önemli bir araç haline gelmektedir. Örneğin sıradan hayata sahip olan bir kişi, günün birinde saçını kazıtıp Budist kıyafetleriyle dolaşmaya başlar ve çevresindeki kişilere o güne kadar kullanmadığı mistik kelimelerle Budist öğretiyi anlatmaya başlarsa, doğal olarak dikkat çekecek, "orijinal bir insan" gibi görülecektir.
Budizmi benimseyen ünlü simalar da benzer amaçlarla hareket etmektedirler. Dikkatleri üzerlerine çekmek, belki kamuoyunda daha çok tanınmak, diğer insanlardan farklı olduklarını vurgulamak için Tibet'te Budist giysiler içinde demeçler vermekte, Budist rahipler eşliğinde tapınakları ziyaret etmekte ve aynı zamanda da bu batıl dinin propagandasını yapmaktadırlar. Siz de bugüne kadar Budizm hakkında pek çok şey okumuş, yazılı ve görsel basın aracılığıyla genel bir bilgiye sahip olmuş olabilirsiniz. Biz ise bu kitapta Budizmin batıl bir felsefe olduğunu Kuran ayetleri ışığında inceleyecek ve insanların bu batıl dinin çarpık yönlerini açık şekilde görmelerini sağlayacağız.
Budizmin ortaya çıkışını, yazılı kaynaklarını, genel inanışlarını, ibadet şekillerini ve söz konusu dinin kurucusu Buda'nın hayatını Kuran ayetleri ile değerlendirdiğimizde, bu felsefenin temelinin çok sapkın öğretiler üzerine kurulu olduğunu, insan aklı ve mantığıyla çelişen garip ibadetler içerdiğini ve insanı taştan, topraktan putlara ibadet etmeye yönelttiğini görürüz. Zaten akıl ve mantıkla bağdaşmayan bir inanış olan Budizm, kabul gördüğü ülkelerin putperest anlayışıyla, gelenek ve görenekleriyle de karışmış, hurafelerle ve sapkın düşüncelerle bütünleşerek tam anlamıyla inkarcı bir felsefe halini almıştır. Brahma diniyle, Hinduizmle, Şintoizmle ve diğer putperest Doğu dinleriyle kaynaştıkça daha da karanlık bir şekle bürünmüştür. Uzakdoğu'nun gizemli görünümünden etkilenerek, inanmadıkları halde sadece dikkat çekmek için bu batıl dini benimseyen kişiler unutmamalıdır ki, Budizm gerçekte insanı Allah'ı inkar etmeye, elle yapılan putları O'na şirk koşmaya ve batıl bir hayat sürmeye kadar götürebilen sapkın öğretiler içermektedir. Budizmin akıl dışı yönlerini görmezden gelip, bir özenti nedeniyle bu dini benimsemek insanı çok büyük bir kayba götürecektir.
Budizmin propagandasını yapan çevrelerin kullandıkları bir diğer yöntem de bu batıl inanışın insanlara bir kurtuluş yolu olarak sunulmasıdır. İçinde yaşadıkları materyalist toplumdan, bu toplumdaki merhametsiz ve çatışmacı kültürden, acımasızlıktan, sıkıntılardan, kargaşadan, çatışmalardan, rekabetten, bencilliklerden ve yalancılıktan kaçan insanlara Budizm, bir barış, güven, hoşgörü ve huzur dolu bir hayatın yolu olarak lanse edilmektedir. Oysa Budizm, sanıldığı gibi insanlara huzur getiren bir inanış değildir. Tam tersine Budizm, kendisine kapılan insanları büyük bir karamsarlığın içine çeker. Aldıkları eğitime, sahip oldukları modern dünya görüşüne rağmen bu insanlar, ellerinde kaplarla dilencilik yapmayı makul gören, insanların farelere veya ineklere dönüşeceği saçmalığına inanan, taştan yapılmış putlardan medet uman insanlara dönüşürler. Budizm'in sapkın inanışları bu kişiler üzerinde ciddi psikolojik tahribat oluşturur. Budizm'in yaygın olduğu ülkeler veya Budist rahiplerin yoğun olarak yaşadığı yerler incelendiğinde, söz konusu yerlere karamsarlık ve boğuculuğun hakim olduğu açıkça görülecektir.
...Allah, batılı yok edip-ortadan kaldırır ve Kendi kelimeleriyle hakkı hak olarak pekiştirir...(Şura Suresi, 24)
Bunun temel nedenlerinden birisi, Budizm'in insanlara aşıladığı miskinlik ve tembelliktir. Ahiret inancının olmadığı Budizm'de insanlar, daha iyi olmaya, kendilerini geliştirmeye, çevrelerini güzelleştirmeye, kültürel olarak ilerlemeye teşvik edilmezler. İslam ise insanların her zaman daha güzele, daha iyiye yönelmelerini teşvik eder. İslam'da dinamizm hakimdir. İslam ahlakı insanların araştırıp öğrenmelerini, kendilerini geliştirmelerini, çevrelerine faydalı insanlar olmalarını gerektirir.
Ey iman eden kullarım, şüphesiz Benim arzım geniştir;
artık yalnızca Bana ibadet edin.
(Ankebut Suresi, 56)
manzara
Şu açık bir gerçektir ki, insanların dünya üzerinde gerçek huzur ve mutluluğu bulmalarının, her türlü kötülükten, acımasızlıktan, karamsarlıktan ve mutsuzluktan kurtulmalarının tek yolu, Yaratıcımız olan Allah'a teslim olmak ve O'nun razı olacağı gibi bir hayat sürmektir. Yerlerin ve göklerin tek sahibi olan Rabbimiz, tüm insanların kurtuluş yolunun bir hidayet rehberi olarak indirdiği Kuran'a sarılmak olduğunu bildirmiştir. Allah İbrahim Suresi'nde "…Bu bir kitaptır ki Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik." (İbrahim Suresi, 1) şeklinde buyurmaktadır. Budizm gibi putperest dinlere inananlar ise bilmelidirler ki, "haktan sonra ancak sapıklık" vardır:
İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hâlâ çevriliyorsunuz? (Yunus Suresi, 32)

Putperest Bir Din: Budizm

Putperest Bir Din: Budizm

meditasyon
Buda heykelleri, putperest bir inanca sahip Budistler için büyük önem taşımaktadır. Sapkın Budist inancı, insanları, bu heykellerin kendilerine fayda sağlayabileceği gibi son derece mantık dışı fikirlere yöneltir.
Budizm günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce Hindistan'ın kuzeydoğusunda ortaya çıkmış ve zaman içinde Sri Lanka, Moğolistan, Seylan, Mançurya, Kore, Japonya, Tibet, Çin, Tayland ve Nepal gibi ülkelerde etkili olmuştur. Bugün dünya üzerinde yaklaşık 300 milyon civarında Budist (ve Budist sempatizanı) olduğu tahmin edilmektedir.
Budizmi ve Budist hayat anlayışını tanımlama konusunda her zaman farklı görüşler olmuştur. Kimileri için Budizm bir din iken, kimileri için bir mezhep, bir tarikat ya da felsefi bir ekoldür. Sonuçta hayata bakış açısıyla ve tüm uygulamalarıyla göz önünde olan Budizmin putperest bir batıl öğreti olduğu açıktır. Budizm Allah inancına sahip olmayan, ateist bir dindir, ahiretin, hesap gününün, cennetin, cehennemin ve meleklerin varlığını reddetmektedir.
Budizm'in kurucusu Siddharta Gautama MÖ 563-483 yılları arasında Hindistan'ın Kapilavastu şehrinde yaşamıştır. Onun yaşadığı dönemde Hindistan'da yaygın din, ülkeyi işgal eden Aryaların dini olan Brahmanizmdi. Aryalar katı ve asla aşılmaz bir kast sistemi uyguluyorlardı. Bu kast düzenine göre toplum dört gruba ayrılmıştı. Her grup alt kastlara bölünüyordu. Brahman din adamları, toplumun en üst kesimini oluşturuyorlar ve halka çok acımasızca eziyette bulunuyorlardı.
Soylu Sakya ailesine mensup olan Gautama, Suudhodana isimli asil bir prensin oğlu olarak dünyaya gelmiş, gençliğini refah ve bolluk içinde geçirmiştir. 29 yaşında sarayından ayrılan Gautama, 80 yaşında hayatını yitirene kadar mistik bir arayış içine girmiş ve bazı prensipler belirlemiştir. Bu prensipler zaman içinde bir öğretiye dönüşmüştür ve "Budizm" de budur.
Siz beni Allah’a (karşı) inkar etmeye ve hakkında bilgim olmayan şeyleri O’na şirk koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, üstün ve güçlü olan, bağışlayan (Allah’)a çağırıyorum.
(Mümin Suresi, 42)
...”Allah’ın indirdiğine ve elçiye gelin” denildiğinde, “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter” derler.( Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse?
(Maide Suresi, 104)
budist mekanlar - heykeller
a) Kuzey Çin'deki 5. yüzyıldan kalma Yungang Mağaraları.
b) Lhasa Vadisi'ndeki Potala Sarayı Tibet'in en büyük binasıdır. Sarayda eski Dalai Lama'ların mezarları bulunmaktadır. Günümüz Budistleri bu sarayın önünde eğilir, garip saygı gösterilerinde bulunurlar. Bu gösteriler, Tibetli Budistlerin Dalai Lama'yı nasıl putlaştırdıklarını gözler önüne sermektedir.
c)Katmandu’daki bu heykel, budistlerin, sapık inanışları sonucu inşa ettikleri devasa heykellerden biridir.
d)Tibetli Budistlerin "Tibet'in koruyucusu" olarak isimlendirdikleri bir put. 11 başa ve birçok kola sahip olan bu put (Chenresig), putperest Tibet geleneklerine göre çeşitli sıfatlara sahiptir. Oysa akıl sahibi bir insanın taştan yapılmış bir heykeli güç ve kudret sahibi bir varlık zannetmesi, bu saçmalığa inanması mümkün değildir.
"Buda" kelimesi "uyandırılmış" veya "aydınlanmış" anlamlarına gelir ve Siddharta Gautama'nın eriştiği varsayılan manevi dereceyi ifade etmektedir. Buda'dan günümüze ulaşan metinler ise onun yaşadığı döneme ait değildir, onun ölümünden 300 - 400 yıl sonra kaleme alınmıştır. Bu metinlerde kitabın ilerleyen bölümlerinde de detaylı olarak göreceğimiz gibi pek çok batıl inanış, akıl ve mantıkla çelişen çarpık uygulamalar ve Buda'yı önünde secde edilen bir put gibi gösteren sapkın açıklamalar bulunmaktadır.
... Göklerin ve yerin gaybı O’nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O’nun dışında onların bir velisi yoktur...
(Kehf Suresi, 26)
Laos, Vientiane'deki Vat Ong Teu Tapınağı
Laos, Vientiane'deki Vat Ong Teu Tapınağı. Tapınağın içindeki enstitüde Budizmin putperest, insanları miskinliğe ve tembelliğe yönelten, iç karartıcı uygulama ve inançlarının yaygınlaştırılması için çalışmalar yapılmaktadır.

Buda'yı Allah'a Ortak Koşanlar

Budizm, inanç esasları, felsefesi ve uygulamaları ile putperest bir dindir. Budizm'de insanlar Buda'ya karşı coşkulu bir sevgi, derin bir saygı ve bir korku duyarlar ve onu adeta bir ilah olarak kabul ederler.
... Hiç şüphesiz, inkar edenler batıl olana uymuşlar; ve hiç şüphesiz, iman edenler Rablerinden olan hakka uymuşlardır....
(Muhammed Suresi, 3)
.... Onun kendileriyle konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip iletmediğini görmediler mi?
Onu (tanrı) edindiler de, zulmedenler oldular.
(Araf Suresi, 148)
budistler
Hindistan'ın Shravanbelagola bölgesinde bulunan Gomateshuwar heykeline dua eden ve bu taştan heykelden medet umma yanılgısına düşen Hindistanlı bir kadın.
Her ne kadar Buda'nın, yaşadığı dönemde kendisine tapılmasını teşvik ettiğine dair bir belge bulunmasa da, Buda'nın ölümünden sonra putperest Brahmanlar seri bir şekilde Buda heykelleri yapmaya başlamışlardır. Buda'ya karşı aşırı sevgi besleyenler de zamanla bu heykellere taparak, onu ilahlaştırmışlardır. (Allah'ı tenzih ederiz.) Oysa Allah'ın vahyine dayalı tüm dinler Allah'ı bir ve tek olarak tanır, tevhid inancını temel alırlar. Allah Kuran'da
Amida Buda
Solda, Amida Buda, Budistlerin batıl inanışlarına göre sınırsız ışığı sembolize eden Buda'lardandır. Tek başına bu put dahi Budizmin ne kadar cahilce bir anlayış olduğunu anlamak için yeterlidir.
Sağda, Avalokiteshvara isimli Japon Budist heykel.
"...İşte sizin İlahınız bir tek İlahtır, artık yalnızca O'na teslim olun..." (Hac Suresi, 34) şeklinde buyurur. Budistlerin yaptığı gibi Allah'ı inkar edip, herkes gibi bir insan olan Buda'yı putlaştırmak Kuran'da "Allah'a şirk koşmak" olarak tarif edilir. Şirk, Allah'ın yüzlerce ayetle insanlara hatırlattığı çok büyük bir günahtır. Allah ayette şu şekilde bildirir:
Gerçekten, Allah, Kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (Nisa Suresi, 48)
Şirk kelimesinin anlamı "ortaklık"tır. Bu terim Kuran'da Allah'a ortak koşmak anlamında kulanılır. Şirk, herhangi birşeye, bir kimseye ya da bir kavrama Allah ile eşit veya  Allah'tan daha fazla değer vermek demektir. Müşrik, şirk koştuğu varlığı Allah'a tercih eder, onu herşeyden üstün tutar. Tüm sevgisini, saygısını, ilgisini, hayranlığını ona yöneltir. Bu çarpık bakış açısı Kuran'da "Allah'tan başka ilah edinmek" olarak tanımlanır.
İslam dini tevhid inancı üzerine kuruludur. Allah Kuran'da "La ilahe illahu" (O'ndan başka ilah yoktur) ifadesini pek çok kereler tekrarlamış ve imanın ilk şartı olarak belirtmiştir. Bu nedenle şirki en genel anlamda, "La ilahe illahu" gerçeğinden sapmak, Allah'tan başka "güç ve kudret sahipleri" olduğu gibi yanlış bir anlayışa saplanmak şeklinde tanımlayabiliriz. Rabbimiz Kuran'da Kendisini bizlere birçok sıfatı ile tanıtır ve O'ndan başka ilah olmadığını birçok ayette bildirir. Allah üstün isimlerini Haşr Suresi'nde şu şekilde haber verir:
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir (Bütün kainatın mutlak surette Hükümdarı olan); Kuddûs'tür (Hatadan, gafletten, her türlü eksiklikten mutlak surette çok uzak); Selam'dır (Her türlü tehlikeden kullarını selamete çıkaran); Mü'min'dir; Müheymin'dir (Gözetici, Koruyucu); Aziz'dir; Cebbar'dır (Dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan); Mütekebbir'dir(Herşeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren). Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 22-24)
Onlara; “Allah’ın indirdiklerine uyun” denildiğinde, derler ki; “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.”....
(Lokman Suresi, 21)
Yoksa Allah’ın dışında başka bir ilahları mı var? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir.
(Tur Suresi, 43)
budistler
Allah sıfatlarını insanların üzerinde tecelli ettirir. Örneğin Allah sonsuz merhamet sahibidir, insanlarda "merhamet eden" sıfatı tecelli eder ve Allah'ın sıfatları o kişilerde gözükür. Ama bu insanlar kendi çabalarıyla, kendiliklerinden bu özelliklere sahip değildirler. Yaratma gücüne sahip olan ve Allah'ın sıfatlarına kendiliğinden sahip olabilecek herhangi bir varlık yoktur ve bunu iddia etmek "Allah'tan başka ilahlar edinmek" anlamına gelir. Budistler gibi, Allah'a ortak koşan kimseler ise Allah'ın bazı sıfatlarını başka varlıklara ithaf etmektedirler. Örneğin Allah "herşeyi hakkıyla gören, gizlinin gizlisini bilendir". İnsan gizli bir iş yaparken, saklanırken, etrafında hiçbir insan yoksa, kimse tarafından görülmediğini zannederken Rabbimiz onu görmekte, tüm yaptıklarını bilmektedir. Allah kainattaki her olayı en ince ayrıntısına kadar görür ve bilir. Bu olayların tümünü yaratan Allah'tır. Allah bir ayetinde "Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır."(En'am Suresi, 103) şeklinde buyurmaktadır.
İnsan her nerede olursa olsun Allah mutlaka onunla birliktedir. Şu anda da Allah, sizin bu satırları okuduğunuzu görüyor ve neler düşündüğünüzü biliyor. Allah, insanları her yerde gördüğünü şöyle haber verir:
Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)
Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir. (Hadid Suresi, 4)
Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?
(Taha Suresi, 89)
Allah; sizi yarattı, sonra size rızık verdi, sonra sizi öldürmekte, daha sonra sizi diriltmektedir. Ortaklarınızdan bunlardan herhangi birini yapacak var mı?....
(Rum Suresi, 40)
budistler
Budistlerin hayatı çeşitli batıl ritüellerle doludur. Örneğin Tibet'teki Yeni Yıl Festivali'nde Budistler, üzerinde dua metinlerinin yazıldığı örtüleri ağaçlara asıp, havaya konfetiler atarlar.
Budistlerin putperest anlayışları ise pek çok konuda olduğu gibi bu noktada da ortaya çıkmaktadır. Budistler Buda'yı "herşeyi gören" ve "herşeyi bilen" olarak kabul etmektedirler. Budizmin hakim olduğu ülkelerin dört bir yanında görülen Buda heykelleri, tapınakların üzerine yerleştirilen Buda'nın gözleri hep bu sapkın anlayışı ifade etmektedir. Budistler Buda'nın her an kendilerini gördüğünü düşünmektedirler. Bu nedenle de evlerini Buda heykelleriyle doldurmakta, bunların önünde saygı gösterilerinde bulunmaktadırlar.
... De ki: “Ben, yalnızca Allah’a kulluk etmek ve O’na ortak koşmamakla emrolundum...”
(Rad Suresi, 36)
orman
Buda'nın taştan, tahtadan yapılmış gözleriyle kendilerini göreceğine, tahtadan kulaklarıyla kendilerini işiteceğine inanarak hem çok büyük bir günah işlemekte, hem de akla aykırı bir tavır sergilemektedirler. Allah müşrik kavimlerin bu büyük aldanışlarını ve kendilerine ilah edindikleri varlıkların hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini "Onların yürüyecek ayakları var mı? Ya da tutacakları elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var? Yoksa işitecek kulakları mı var?.." (A'raf Suresi, 195) ayetinde bizlere bildirmektedir.
budistlerin yeni yıl töreni
Tibet'teki Nechung Manastırı'nda Budistlerin Yeni Yıl Festivali, son derece batıl ve akıldışı ibadetlerle kutlanır.
Unutmamak gerekir ki şirk sadece maddesel putlara tapınmaktan da ibaret değildir. Bir kimseyi, Allah'ın kendisine bu dünyada geçici olarak ve imtihan için verdiği imkanlar nedeniyle gözde büyütmek, bu gücü ona aitmiş, kendisinden kaynaklanmış gibi görmek de onu ilahlaştırmak anlamına gelmektedir. Nitekim Allah bir ayetinde şu şekilde buyurmaktadır:
İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.
(Bakara Suresi, 165)
Buda da Allah'ın yarattığı ve dünya hayatında imtihan ettiği aciz bir kuldur. Kendine ait bir gücü, iradesi, insanlar üzerinde etki oluşturma kabiliyeti yoktur. Allah'ın dilemesiyle konuşmuş, Allah'ın hayat vermesiyle ve O'nun belirlediği kadere göre yaşamıştır. Allah'ın Şuara Suresi'nde haber verdiği Hz. İbrahim'in duası insanın Allah'ın mutlak kudreti karşısındaki acizliğini en iyi şekilde ifade etmektedir:
Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur; Bana yediren ve içiren O'dur; Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur; Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur, Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;"(Şuara Suresi, 78-82)
Buda Allah'ın çizdiği bir kader üzere yaşamış ve Allah'ın "ol" demesiyle eceli geldiğinde vefat etmiştir. Hiç unutulmamalıdır ki, Allah dilemedikçe bir insanın iman etmesi mümkün değildir. Hidayeti veren Allah'tır. Yine Allah dilemedikçe hiçbir insanın diğer insanları doğru yola sevk etmesi de mümkün değildir. İnsanları doğru ve güzel olana yönelten de Allah'tır. Yapılan davetler, tebliğler ancak Allah dilediği takdirde insanların kalplerinde etki oluşturur. Gerçekte büyük görülmesi, hayran olunması, Kendisinden medet umulması gereken yegane mutlak güç Allah'tır. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle haber verir:
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz   Allah, güç sahibidir, Azizdir. (Hac Suresi, 74)
De ki: “Benimle sizin aranızda şahid olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanı bilir. Batıla inanan ve Allah’ı inkar edenler ise, işte onlar hüsrana uğrayanlardır.”
(Ankebut Suresi, 52)
Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Kıyamet-saatinin kopacağı gün, (işte) o gün, batılda olanlar hüsrana uğrayacaklardır.
(Casiye Suresi, 27)
tayland'da budist tapınağıbudist
Allah Kuran'da putlara tapan birçok kavmin örneğini vermektedir. Hz. İbrahim'in müşrik kavmi bunlardan biridir. Onlar da temsili heykeller yontup, bunlara tapmış, kendilerine yapılan çağrılara kulak vermemişlerdir. Rabbimiz ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir? "Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler. (Enbiya Suresi, 52-53)
Ayetlerden anlaşıldığı gibi bu tür tapınmalar insanlara atalarından miras kalmaktadır. Dolayısıyla puta tapmak, gerçekte ne kadar mantıksız bir hareket olsa da, çocukluktan itibaren alınan telkinler sonucunda en modern toplumlarda bile yadırganmayan sosyal bir davranış biçimi olabilmektedir.
Allah Kuran'da Sebe kavminin de aynı Hz. İbrahim'in kavmi gibi putperest olduklarını bildirmektedir:
Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar. Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar). (Neml Suresi, 24-25)
... Daha önceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler,
bunlar da ancak böyle tapıyorlar...
(Hud Suresi, 109)
puta tapanlar
Laos'taki Vat Si Saket manastırında 300 tane farklı Buda figürü bulunmaktadır. Ahiret inancı olmayan sapkın Budist inançlarına sahip kişiler, Buda'yı açık bir şekilde putlaştırmışlardır. Göklerin ve yerin Yaratıcısı olan Allah'ı unutup kendine bile fayda sağlamaya güç yetiremeyecek bir insana dua etmeye, onun heykellerinden medet ummaya yönelmişlerdir.
Bu ayetlerde dikkat çekilen bir diğer önemli konu ise bu   putperest dini, insanlara süslü gösterenin, doğru yoldan alıkoyanın şeytan olduğudur. Yani Allah'ın vahyine karşı duran tüm putperest dinler gerçekte şeytanın vahyine dayalıdır. Şeytan ise bunu insanlar "Allah'a secde etmesinler diye" yapmaktadır. Yoksa şeytan da Güneş'in kendisine tapınılacak bir ilah olmadığını, tüm kainatı olduğu gibi Güneş'i de yaratanın Allah olduğunu bilmektedir.
Allah'ın Kuran'da putperestlikle ilgili verdiği örneklerden bir diğeri ise İsrailoğulları ile ilgilidir. Hz. Musa ile birlikte Firavun'un kavminden kurtulan İsrailoğulları yolculukları sırasında puta tapan bir kavimle karşılaşmış ve Musa Peygamberden kendilerine aynı şekilde bir put yapmasını istemişlerdir. Allah bu durumu Kuran'da şöyle bildirir:
İsrailoğullarını denizden geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları (var; onların ki) gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi. Onların içinde bulundukları şey (din) mahvolucudur ve yapmakta oldukları şeyler (ibadetler) de geçersizdir." (Araf Suresi, 138-139)
Tartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir.
(Saffat Suresi, 4)
budistler
Görüldüğü gibi İsrailoğulları cahilce bir tavır gösterip, gözleriyle gördükleri, önünde eğilecekleri, belki de gösterişli törenler yapacakları bir ilah istemektedirler. Bu durum onların Allah'ın kadrini takdir edemediklerinin ve kavrayamadıklarının göstergesidir. Hz. Musa kendilerine gerçeği açıkladığı halde, peygamberleri yanlarından ayrılır ayrılmaz hemen kendilerine putlar edinmişlerdir. Bu, çok büyük bir sapkınlıktır. Nitekim ardından hemen pişmanlığa kapıldıklarını Allah Kuran'da şöyle bildirmiştir:
(Tura gitmesinin) Ardından Musa'nın kavmi süs eşyalarından  böğürmesi olan bir buzağı heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip-iletmediğini (hidayete erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler de, zulmedenler oldular.
Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları) elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp-saptıklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler.(Araf Suresi, 148-149)
Ancak Allah'ın buzağıyı ilah edinenlere verdiği cevap şöyledir:
Şüphesiz, buzağıyı (tanrı) edinenlere Rablerinden bir gazab ve dünya hayatında bir zillet yetişecektir. İşte Biz, 'yalan düzüp-uyduranları' böyle cezalandırırız. (Araf Suresi, 152)
Yukarıdaki ayetten de anlaşılmaktadır ki Allah Kendisine şirk koşanları dilerse affetmekte dilediği takdirde de cezalandırmaktadır. Çünkü ayette de ifade edildiği gibi Allah'a şirk koşanlar aslında yalan düzüp uydurmaktadırlar. Bir ve tek olan İlahın Allah olduğu apaçık bir gerçekken, onlar sahte ilahlar edinmektedirler. Bu uydurma ilahların önünde bel büküp eğilmek ise Allah'a karşı işlenmiş çok çirkin ve büyük bir suçtur. Allah diğer günah ve hataları affedebileceğini ama şirki asla affetmeyeceğini Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Gerçekten, Allah, Kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (Nisa Suresi, 48)

Allah'tan Başka İlah Yoktur


İslam'ın temeli, Allah'ın varlığını anlamak ve O'ndan başka hiçbir ilah olmadığını kavramaktır. Allah, İslam'ın İlahi kaynağı olan Kuran'da, dinin temeli olan bu en büyük gerçeği şu şekilde bildirir:
Sizin İlahınız tek bir İlahtır; O'ndan başka İlah yoktur; O, Rahman'dır, Rahim'dir (bağışlayan ve esirgeyendir). (Bakara Suresi, 163)
Gerçekte, mutlak var olan Allah'tır, diğer herşey ise O'nun yarattıklarıdır. İçinde yaşadığımız kainatı Rabbimiz yaratmıştır. Kainat yaratılmadan evvel ise, maddesel anlamda hiçbir şey yoktu; canlı ve cansızlar, varlık haline getirilmemişti, tam anlamıyla bir yokluk mevcuttu. Kainatın yaratıldığı an; zaman, madde ve mekanı, bunlara tabi       olmayan ve sonsuzluğun sahibi Ezeli ve Ebedi olan   Allah yarattı. Allah bir Kuran ayetinde kainattaki kusursuz yaratılışı şöyle haber verir:
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)
Şu anda meydana gelen herşeyi, her an, Allah yaratmaktadır. Yağan her yağmur damlasını, doğan her çocuğu, yapraklarda gerçekleşen fotosentezi, canlıların vücudundaki işlemleri, galaksilerdeki yıldızların rotalarını, yarılan her tohumu ve bildiğimiz veya bilmediğimiz her olayı Allah sürekli yaratmaktadır. Kainattaki büyük küçük her detay O'nun emriyle işlemektedir:
Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? De ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz. (Neml Suresi, 64
... O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir...
(Şuara Suresi, 28)
Ki O, yarattı ve bir düzen içinde biçim verdi.
(A’la Suresi, 2)
bahçebahçe
Canlı hücrelerinden kainattaki yıldızlara kadar tüm sistemler mükemmel bir düzen içinde, kusursuz olarak işlemektedir. Bu hayranlık uyandıran düzen her an kontrol edilmekte, düzenlenmekte, büyük bir ahenkle sürdürülmektedir. Çünkü Rabbimizin sonsuz ilmi tüm varlıkları çepeçevre sarmıştır:
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman'ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık      (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)
Tüm bu gerçeklere rağmen, Allah'ın yaratışını reddedip O'nun yarattığı varlıklara bilinç atfetmek çok büyük bir akılsızlıktır. Evrendeki mükemmel düzen ve canlılardaki üstün yapılar, bizlere hepsini tek Yaratıcı'nın yarattığını göstermektedir. Allah bir Kuran ayetinde, Kendisinden başka hiçbir ilah olmadığını ve O'ndan başka hiçbir varlığın kainatta gücü bulunmadığını şöyle haber vermektedir:
Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiçbir ilah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden yücedir. (Mü'minun Suresi, 91)
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın...
(Hud Suresi, 6)
Göklerde ve yerde olanlar O’nundur. O, yücedir, büyüktür.
(Şura Suresi, 4)
manzara
Allah her yerdedir ve herşeyi kuşatmıştır. O, asıl ve tek mutlak varlıktır ve tüm varlıklar O'na boyun eğmiştir. Allah, her an, her yerdedir. Allah'ın bulunmadığı hiçbir yer, kontrolünün olmadığı, denetlemediği hiçbir varlık ve canlı yoktur. Herşeye gücü yeten Allah her türlü zaaf ve aczden münezzehtir.
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)

Budizmin Batıl İnançları

Budizmin Batıl İnançları

manzara
Budizmin batıl inanışları ülkeden ülkeye büyük farklılıklar göstermektedir. Bunun nedeni bu dinin 2500 yıldır yayıldığı ülkelerin milli diniyle, gelenekleriyle ve yerleşik kültürüyle karışmış olmasıdır. Bugün Japonya'da, Çin'de, Tibet'te, Sri Lanka'da, Vietnam'da ya da Amerika'da uygulanan Budizm birbirinden çok farklıdır.
budist metinler
Budizm'de eski dillerden çeviri yapan rahipler önemli görülür. Yan sayfadaki çizimde Buda, bu görevi yerine getiren rahipleri izlerken tasvir edilmiştir. Altta ise 11. yüzyıldan kalan Sanskritçe metin, Buda'nın hayatından bölümler içermektedir. Bu metinlerdeki sapkın inançları benimseyenler, ahiret inançlarını kaybettikleri için ciddi ahlaki ve psikolojik bozukluklara sahiptirler. Ölümden sonra fare, maymun, inek gibi canlılara dönüşebileceklerini düşünen Budistlerin ruhsal sorunlara sahip olmaları son derece doğaldır.
Tarihi kaynaklardan öğrendiğimize göre Buda, Budizmin temel inanışlarını ve ibadetlerini insanlara aktarırken hep sözlü anlatım yolunu tercih etmiştir. Araştırmacılar da onun arkasında hiçbir yazılı metin bırakmadığını belirtmektedirler. Budistler ise, onun vaazlarının 400 yıl kadar sözlü olarak nesilden nesile nakledildiğine ve sonunda Pali-Kanon adlı bir kitapta toplandığına inanırlar. Ancak araştırmacıların ortak fikri, bu sözlerin çok büyük bir bölümünün Buda'ya ait olmadığı, birtakım ilavelerle zamanla bu hale geldiği yönündedir. Dolayısıyla yazılı bir metne dayanmayan Budizm, aradan geçen binlerce yıl boyunca çok büyük değişikliklere uğramış, tahrif edilmiş, eklemeler ve çıkartmalarla yeniden şekillendirilmiştir.
Günümüz Budizminin kutsal olarak kabul ettiği kitabın adı "üç sepet" anlamına gelen Tipitaka'dır. Bu metinler Pali diliyle yazılmıştır. Tipitaka'nın ne zaman yazıya geçirildiği ise kesin olarak bilinmemektedir. Ancak MÖ 1. yüzyılda Seylan'da bugünkü şeklini aldığı ileri sürülmektedir. Tipitaka metinlerinin bölümleri şu şekildedir:
  1. Vinaya Pitaka: Sangha adı verilen bu bölüm rahip ve rahibelerle ilgili kuralları, bunların nasıl yerine getirileceğini içerir. İçinde rahip olmayan Budistlerle ilgili konular da vardır.
  2. Sutta Pitaka: Buda'nın fikirlerini açıkladığı konuşmalarının çoğu bu bölümde bulunur. Bunun için bu bölüme doktrin (dhamma) sepeti de denir. Bu sözler asırlar boyunca sözlü olarak nakledilmiş, başka efsanelerle, batıl inanışlarla içiçe geçmiştir.
  3. Abhidhamma Pitaka: Buda'nın vaazlarının yorumları ve Budizmin felsefesi bu bölümde yer alır.
Günümüz Budist rahipleri bu metinlerin kutsallığına inanır, ibadetlerini bu kitaplara göre yapar ve tüm hayatlarını bu kitaplara göre düzenlerler. Bu metinlerde Buda adeta bir ilah gibi gösterilmiştir. (Allah'ı tenzih ederiz.) Bu nedenle de günümüz Budistleri Buda heykelleri önünde secde eder, bu heykellere yiyecekler sunar, onlardan medet umarlar. Oysa bu, son derece akıl ve mantık dışı bir uygulamadır. Bu taştan, bronzdan heykellerin kendilerini duyacağına, yardım edeceğine inanan Budistler çok büyük bir aldanış içindedirler. Kitabın ilerleyen bölümlerinde daha detaylı olarak göreceğimiz bu putperest uygulamaların yanı sıra Budizm, kainatın nasıl var olduğu, dünya üzerindeki kusursuz sistemlerin nasıl işlediği gibi konuların hiç üzerinde durmayan, sadece insan üzerinde yoğunlaşan gizemli bir öğreti halini almıştır.
budist metinler
Tibet'te Budist metinlerin çoğaltılması en önemli ibadetlerden biri haline gelmiştir. Özellikle rahipler dünyadan tamamen soyutlanmış şekilde, yalnızca bu işle ilgilenmektedirler. Bu insanlar ahireti unutmuşlardır ve dünyada da son derece boş bir amaç üzerine yaşamlarını sürdürmektedirler.
Tibet'teki kütüphaneler asırlar boyunca tahrip edilmiştir. Ancak Tibetli rahiplere ait el yazmaları komşu bölgelerde hala muhafaza edilmektedir. Tüm bu Budist kaynaklar, insanları kabus benzeri bir hayata yöneltmektedir. İnsanların ölüp ineğe veya fareye dönüşeceğini iddia eden bu iç karartıcı ve sapkın inançlar insanları korku ve sıkıntı dolu bir hayata mahkum etmektedir.

Budizm Ateist Bir Dindir

Budizm, Allah'ın varlığını inkar eden, sadece insanın bazı ahlaki yönlerden gelişimini ve dünyaya ait ızdıraplarından kurtulmasını temel alan ateist bir felsefedir. Bu din hiçbir akılcı ve bilimsel dayanağı bulunmayan birer dogma olan karma ve reenkarnasyon inancı (insanın dünyaya sürekli geldiği, bir önceki hayatındaki davranışlara göre bir sonraki hayatının şekillendiği düşüncesi) üzerine kurulmuştur. Budist yazıtlarda bir Yaratıcı'nın varlığına, kainatın, canlıların ve evrenin nasıl ortaya çıktığına hiçbir şekilde değinilmediği gibi, hiçbir Budist metinde de, kainatın yoktan nasıl var edildiği, canlılığın nasıl ortaya çıktığı ve dünya üzerindeki eşsiz yaratılış delillerinin  nasıl var olduğu anlatılmaz. Budistlerin aldanışına göre bu konuda düşünmek dahi gereksizdir. Budist metinlere göre hayatta tek önemli olan şey arzuları yok etmek, ızdıraplardan kurtulmak ve Buda'ya saygı göstermektir.
Dolayısıyla aslında Budizm çok "dar görüşlü" bir inançtır. İnsanı "nasıl var oldum, evren ve canlılar nasıl ortaya çıktı" gibi temel sorular üzerinde düşünmekten ve bunları araştırmaktan uzaklaştırmakta ve sadece mevcut yaşamın dar kalıpları içine sokmaktadır.
Onlarıın yürüyecek ayakları var mı? Ya da tutacakları elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var? Yoksa işitecek kulakları mı var?
(Araf Suresi, 195)
budist rahipler
Budizm putperest bir anlayış üzerine kurulmuş, müşrik bir dindir. Bu anlayışla yetişen Budist rahipler tüm hayatlarını Buda'ya ibadetle geçirirler.

Budizm Baskıcı ve Köleleştirici Bir Dindir

kendine eziyet eden aç buda
"Kendi kendine eziyet" dini haline gelen Budizmin kurucusu Buda'ya göre, doğruya ulaşmanın yolu açlık, sefalet ve acıdan geçer.
Budizmin insanın tüm arzularını yok etmeye çalışması ise bir başka dar görüşlülüktür. Allah dünyadaki nimetleri insanların yararlanması, zevk alması ve karşılığında da Kendisine şükretmesi için yaratmıştır. Bu nedenle İslam insanlara arzularını köreltmelerini, kendilerine acı ve ızdırap çektirmelerini emretmez. Aksine, dünyadaki güzelliklerden (çirkin ve kötü olan haram davranışlar dışında) yararlanmalarını, kendilerine gereksiz yere sınırlama ve baskı yapmamalarını, kendilerine acı çektirmemelerini emreder. Bu nedenledir ki, Allah Peygamberimiz (sav)'in vasıflarını sayarken, O'nun insanlar üzerindeki "zincirleri indirdiğini" haber vermiştir:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf Suresi, 157)
Kısacası İslam özgürleştiricidir. İnsanı; gereksiz örf ve adetlerden, yasaklardan, toplumsal baskılardan, "başkaları ne der" endişesinden kurtarıp, sadece Allah'ın rızasını amaçlayan huzurlu bir hayat sürmeye çağırır. Nitekim Peygamber Efendimiz de birçok hadisinde insanlara, dini kolaylaştırmayı emretmiştir:
"Sevindirin, nefret ettirmeyin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın." 1
"Kolaylaştırıcılar olarak gönderildiniz, zorlaştırıcılar olarak gönderilmediniz." 2
Budizm ise insanları puslu manastırlara, acı ve sefalet dolu bir yaşama iten, köleleştirici bir inançtır. Allah'ın insanlar için yarattığı nimetleri (güzel yiyecekleri, temizliği, rahatlığı) garip bir şekilde yasaklamakta, acı çekmeyi bir erdem olarak kabul edip tüm bağlılarına acı çekmeyi öğütlemektedir.
Örneğin Budist rahipler için hayat türlü zorluklarla doludur. Çalışamazlar ve mülk sahibi olamazlar. Günlük yiyeceklerini, halk arasında ellerinde bir kap ile gezip dilenerek gidermek zorundadırlar. Hatta bu nedenle Budist rahiplere halk arasında "bhikkus" (dilenciler) ismi verilmiştir. Evlilik ve her türlü aile yaşamı da yine rahiplere yasaktır. Her rahibin sadece tek bir elbisesi olabilir, bu da kalitesiz sarı kumaştan olmalıdır.
Bu giysinin yanında başka tek eşyaları da; uyku için kullanabilecekleri sert bir yatak, saçlarını kazımak için ustura, iğne, matara ve dilenmek için bir kaptır. Günde tek bir öğün yemek yerler ve bu da öğleden önce olmak zorundadır. Öğleden sonra bir ertesi güne kadar bir şey yemek yasaktır. Yemek genellikle ekmek, pirinç ve baharattan oluşur. İçecekleri ise, su veya pirinç sütüdür. Başka yiyecekler "lüks" sayılır ve yasaklanır, hatta ilaçlar bile yasaktır. Et, balık ve meyve gibi yiyecekler sadece eğer rahip hasta ise ve o da bir üst rahibin daveti üzerine yenir. Kısacası Budizm, bir tür "kendi kendine eziyet" dinidir.
Bu durum Allah'ın Kuran'da yer alan "Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar" (Yunus Suresi, 44)ayetinin de tam bir tecellisini oluşturmaktadır. Oysa Allah iman edip, Kendisine teslim olanlara hem dünya hayatında hem de ahirette çok güzel bir hayat vaat etmiştir. Hem dünya üzerindeki tüm nimetler hem de ahiretteki sonsuz nimetler onlarındır:
Saygon yönetiminin bazı uygulamalarına tepki olarak kendini yakan bir Budist rahipbudist
Sol Resimde Saygon yönetiminin bazı uygulamalarına tepki olarak kendini yakan bir Budist rahip görülmektedir. Yalnızca bu örnek bile Budizmin insanları nasıl karanlık bir ruh haline, acı dolu bir hayata, sapkın bir inanca yönelttiğini görmek için yeterlidir.
Günümüz Budistleri de ne kadar çok acı çeker, aç kalır ve sefalet içinde yaşarlarsa o kadar çabuk "aydınlanacaklarına" inanırlar. Oysa bu aydınlanma değil, insanın kendisine zulmetmesidir, insanlıkdışı bir yaşam şeklidir. Allah bir ayetinde "...Allah, kullar için zulüm istemez."(Mümin Suresi, 31) şeklinde buyurmuştur. Budistlerin bu sapkın uygulamaları gerçek İslam ahlakının tamamen zıttı bir uygulamadır.
De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız. (Araf Suresi, 32)
Budizmin bir diğer karanlık yönü de karamsarlığıdır. İnananlarına vaat ettiği "Nirvana", tüm dünyaya karamsar bakan melankolik bir zihniyetin, hayatla olan tüm bağlarını şizofrenik bir biçimde kesmesinden başka bir şey değildir. Katolik Ansiklopedisi The Catholic Encyclopedia, Budizm'in bu özelliğini şöyle açıklamaktadır:
Budizmin bir diğer ölümcül hatası yanlış pesimizmidir. Sağlıklı ve güçlü bir zihin, (Budizmin) yaşamı yaşamaya değer görmeyen ve her türlü bilinçli var oluşu kötü olarak kabul eden yaklaşımına karşı çıkacaktır. Budizm, doğanın, temel özelliği umut ve neşe olan sesi tarafından yalanlanmaktadır. Aslında (Budizm) akılcı yaşamın mükemmelliğine karşı bir tür protestodur. Budizm'in en büyük tutkusu, tüm canlıları Nirvana adı verilen bilinçsiz yaşam moduna götürmek ve böylece doğadaki mükemmelliği yok etmektir. Dolayısıyla Budizm doğaya karşı suç işlemektedir ve bunun sonucu olarak bireye karşı da suç işlemektedir. (Budizme göre) tüm meşru istekler bastırılmalıdır. Her türlü masum dinlence ve eğlence yasaktır. Müzikten zevk almak yasaktır. Doğa bilimleri hakkında araştırma yapmak küçümsenir. İnsan zihni sadece Budist metinleri ezberlemeye ve Budist metafiziği hakkında çalışmaya odaklanmalıdır. Budizmin dünya üzerinde gerçekleştirmek istediği ideal, var olan herşeye karşı kayıtsızlıktır.3
Oysa İslam insanlara kayıtsızlığı değil, tam aksine canlılığı, neşeyi ve hareketi getirir. İslam terbiyesini alan bir insan çevresindeki olaylara karşı son derece duyarlı olur. Dünyayı Budizm'deki gibi yüz çevrilmesi gereken bir kaos olarak değil, Allah'ın Kuran'da tarif ettiği güzel ahlakı uygulamak için yaratılmış bir imtihan alanı olarak görür. Bu nedenledir ki İslam tarihi son derece adil ve başarılı, halka huzurlu ve mutlu bir yaşam sağlayan yöneticilerle doludur. Budizm ise sadece kendi kendilerine acı çektiren, halklarını da kendileri ile birlikte pasiflik ve dolayısıyla fakirliğe sürükleyen, hatta karşılaştığı sorunlar karşısında tek çareyi kendini yakmakta bulan zavallı insanlar üretmektedir. Şeytanın insana karşı oynadığı büyük oyunlardan biridir bu.
tencere taşıyarak halktan sadaka isteyen budistler
Budistler günlerini iç karartıcı ortamlarda, dünyada da ahirette de fayda sağlamayacak boş işlerle geçirmektedirler. Oysa İslam dini insanlara dünyada da ahirette de huzur, güzellik, ferahlık sunmakta; her türlü zorluğu ve insan fıtratına aykırı uygulamaları yasaklamaktadır.
Resimde, Buda ve takipçileri ellerinde kaplarla sadaka kabul ederken görülüyorlar. Günümüzde de bu akıldışı Budist gelenekler sürmektedir. Budizm sapkınlığına düşen insanlar, hiçbir ihtiyaçları olmadığı halde, ellerine bir kap alıp dilenmekte ve son derece küçük bir duruma düşmektedirler. Budizm insanları dünyada çalışmak yerine tembelliğe, miskinliğe yöneltmekte; ilkel şartlarda yaşamaya mahkum etmektedir. Oysa İslam dini bunun tam tersini emreder. İslam, insanları dinamizme, fayda sağlayacak işler yapmaya yönelten hayat dolu bir dindir. Budizmin karanlık atmosferinin aksine, temizliği, nezaketi, çalışmayı emreder; bilim ve teknolojide gelişmeyi teşvik eder.
Rahip olmayan nüfus, sadakalarıyla rahiplere yardımda bulunur ve bu yolla bir sonraki yaşamları için kazanç sağladıklarına inanırlar. Budist rahipler ise sabah erken saatlerde ellerinde kaplarla sokaklarda yürür ve halktan sadaka kabul ederler. Ancak ibadet adı altında yaptıkları bu batıl uygulamalar onlara, Allah'ın dilemesi dışında, ne dünyada ne de ahirette bir fayda sağlamayacaktır.

Budizm Pagan Bir Dindir

Budizm pagan bir dindir, yani putperesttir. Bugün Budizmin farklı ekollere ayrıldığı ve Buda'ya tapınmanın sadece bazı ekollere has olduğu söylenir. Ancak, Buda'nın şaşmaz bir yol gösterici olarak kabul edilmesi bile -ki bu tüm Budist ekollere hakim bir yanılgıdır- bu dinin Buda'yı putlaştırdığını göstermektedir.
Bazı tapınakların üstüne resmedilmiş gözler, Buda'nın sözde herşeyi gören gözlerini temsil etmektedir. Budizmin yaygın olarak kabul edildiği ülkelerde bu gibi tapınaklara, Buda heykellerine ve gözlerine çok sık rastlanır. Bu uygulama Budizmin Buda'yı nasıl bir put haline getirdiğini tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir. (Yanında) Tibet'teki en ünlü Budist tapınaklarından biri, Samye Manastırı'dır. Budist halk, dua silindirlerini çevirerek ibadet ederken, Budist rahipler için kimi zaman gün boyu süren dua törenleri olur. Ancak Budistlerin göz ardı ettikleri gerçek Buda'nın asla onları duyamayacağı, dualarına cevap veremeyeceğidir. Buda da kainattaki gelmiş geçmiş tüm insanlar gibi Allah'ın var ettiği aciz bir kuldur. İnsanların dualarına icabet edebilecek olan yalnızca Allah'tır:
budist mekanlar
Hak olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca O'na (olan)dır. Onların Allah'tan başka çağırdıkları ise, onlara hiçbir şeyle cevab veremezler. (Onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. İnkar edenlerin duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir.
(Rad Suresi, 14)
.... Eğer şirk koşacak olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın.
(Zümer Suresi, 65)
Tarihi kaynaklara göre Buda'nın ölümünden bir süre sonra Budist rahipler tarafından "Buda'yı kutsallaştırma" girişimleri başlatıldı. Her yere onun heykelleri yapıldı ve Nirvana'nın onun vücudunda şekillendiği yönünde çarpık bir inanç güç kazandı. Budist rahiplerin Buda'ya yönelik aşırı saygı anlayışları, bir süre sonra Buda'ya tapınma halini aldı. Budizmin güçlü olduğu ülkelerin dört bir yanı Buda'nın dev boyutlardaki heykelleriyle donatıldı. Günümüzde de Asya'dan Amerika'ya pek çok ülkede Buda heykelleriyle, üzerinde Buda'nın gözlerinin resmedildiği tapınaklara rastlamak mümkündür. Daha önce de belirtildiği gibi bu gözlerle insanlara, Buda'nın her yeri   gördüğü ve insanı sürekli izlediği mesajı verilmekte, insanların hayatlarının her dakikasını Buda'yı düşünerek geçirmeleri fikri aşılanmaktadır. Binlerce yıl önce ölmüş olan bir insanın hala kendisine inananları gördüğünü, koruduğunu, yakarışlarını işittiğini düşünmenin ne denli dayanaksız bir inanç olduğu ise ortadadır. Budistlerin kavramaktan aciz oldukları asıl gerçek ise tüm insanlar gibi Buda'yı da yaratanın alemlerin Rabbi olan   Allah olduğudur. Allah gizlinin gizlisini bilen, herşeyi sarıp kuşatandır.

Budizm ve Karma İnancı

açlık
Karma inancına göre fakirler, sakatlar ve hastalar bir önceki yaşamlarında yaptıkları kötülükler nedeniyle böyle bir yaşam sürmektedirler. Dolayısıyla bu yaşamı haketmişlerdir. Karma inancının yaygın olduğu toplumlardaki adaletsiz sistem de bu çarpık anlayışın bir ürünüdür.
Karma öğretisi, yapılan her türlü eylemin tepkilerinin er ya da geç yapan kişiye geri döneceğini ve bunun sözde "bir sonraki yaşamını" etkileyeceğini varsayar. Bu batıl inanışa göre insan dünyaya sürekli yeniden gelmektedir ve bir sonraki yaşamında bir önceki yaşamında yaptıklarının sonucunu alacaktır. Allah'ın varlığını inkar eden Budizm'e göre de herşeyi idare eden yegane kuvvet karmadır.
Sanskritçe bir kelime olan karma, "hareket, fiil" anlamına gelmektedir ve bir "sebep-sonuç kanunu" olarak gösterilmektedir. Karma inancını savunanlara göre, bir insan geçmişte ne yapmışsa, gelecekte onu görecektir. Geçmiş insanın bir önceki hayatı, gelecek ise ölümden sonra başlayacağı iddia edilen yeni hayatıdır. Buna göre bugün fakir olan bir insanın bir önceki hayatında kötülükler yaptığına ve bunun karşılığını bu hayatında fakirlikle aldığına inanılır. Bu batıl inanış kötü bir insanın bir sonraki yaşamında bitki ya da hayvan olabileceği gibi iddialara dahi yer vermektedir.
putlar
Allah, hepsini dirilteceği gün, onlara neler yaptıklarını haber verecektir. Allah, onları (yaptıklarıyla bir bir) saymıştır; onlar ise onu unutmuşlardır. Allah, herşeye şahid olandır.
(Mücadele Suresi, 6)
... Allah’tan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar....
(Yunus Suresi, 66)
Karma inancının zararlı sonuçlarından biri, insanların acizlik, fakirlik ve zayıflıklarını, onların ahlaki kötülüklerinden kaynaklanan bir ceza gibi göstermesidir. Karma inancına göre eğer bir insan fakir veya sakat ise, bunun nedeni önceki yaşamında yaptığı kötülüklerdir ve dolayısıyla böyle olmayı hak etmiştir. Bu batıl inanç, Hindistan'da asırlar boyunca "kast sistemi" olarak bilinen son derece adaletsiz bir toplum yapısının egemen olmasının da en önemli nedenidir. (Budizmin gerçekte Hinduizmden doğduğu, Karmanın da Hinduizm'den geldiği unutulmamalıdır.) Karma inancı yüzünden fakir, hasta, sakat insanlar hor görülmüş ve kast sistemi içinde ezilmişlerdir. Sistemin tepesinde olan zenginler ve yönetici sınıf ise, bu imtiyazlarını doğal bir hak olarak görmüşlerdir.
Oysa İslam'da insanların zayıflıkları bir suç değil, Allah'ın verdiği bir imtihan olarak kabul edilir ve dahası diğer insanların ihtiyaç içindeki bu kimselere yardım etmeleri çok önemli bir görev olarak emredilir. Bu nedenledir ki İslam -ve İslam ile aynı İlahi kaynaktan gelen ancak daha sonradan tahrif edilen Hıristiyanlık ve Yahudilik- çok güçlü bir sosyal adalet kavramına sahiptir. Budizm ve Hinduizm gibi Karma inançları ise, tam aksine sosyal adaletin karşısında büyük bir engeldir.
Karma'nın temeli reenkarnasyon inancıdır. Yani insanların aynı ruh ile sürekli olarak farklı bedenlerle dünyaya yeniden geldiği düşüncesidir. Karma bu inanca bir de "her hayatın bir sonrakini etkilediği" varsayımını eklemiştir. Ancak bu inanç, tek bir soru ile yıkılmaya mahkumdur: İddia edilen bu karma süreci nasıl işleyecektir? Budizm Allah'ın varlığını kabul etmez. Peki o zaman kim insanları bir önceki hayatlarına göre yargılayıp, buna göre yeni bir bedenle dünyaya gönderecektir? Bu soru cevapsızdır. Budistler bunun bir tabiat kanunu gibi "kendiliğinden" işlediğine inanırlar. Oysa tabiat kanunlarını yaratan da Allah'tır. İnsanların yaşamları boyunca yaptıkları işleri gözlemleyecek, bunların hesabını tutacak, sonra onları ölümlerinin ardından bu hesaba göre yargılayacak, bu yargıya göre onlara yeni bir yaşam biçimi belirleyecek, onları bu yeni yaşam biçimi uyarınca yeniden yaratacak ve bu senaryoyu dünya üzerindeki milyarlarca insan (ve hayvan) üzerinde kusursuzca yürütebilecek bir "doğa kanunu" yoktur. Ortada böyle bir doğa kanunu olmadığına göre, böyle bir süreç de elbette var olamaz.
Reenkarnasyon inancının hiçbir akılcı dayanağı olmamasına rağmen dünyanın dört bir yanında bu kadar taraftarı bulunmasının ana nedeni ise dine inanmayan, ahiretin varlığını inkar eden ve ölümden korkan insanların, reenkarnasyonu, bu korkularını yenmek için bir çıkış yolu olarak görmeleridir. Çünkü reenkarnasyon inancının temelinde de -Karmada olduğu gibi- ölümden korkmamak gerektiği ve insanın yeniden doğuşlarla arzularına ulaşabileceği yönünde gerçek dışı bir avuntu yatmaktadır.
Reenkarnasyon bir doğa kanunu gibi kendiliğinden gerçekleşemeyeceğine göre, bunun ancak doğaüstü bir yaratılışla sağlanabileceği açıktır. Ancak Kuran'a baktığımızda reenkarnasyonun bir hurafe olduğunu görürüz; Allah'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği Kitap, reenkarnasyonu açıkça yalanlamaktadır.

İslam'a Göre Reenkarnasyon

Bir Müslümanın her konuda olduğu gibi Karma felsefesine bakış açısı da Allah'ın Kuran'da tarif ettiği şekilde olmalıdır. Kuran'da ölümün ve dirilişin bir kez olduğu bildirilmektedir. Her insan dünyada sadece tek bir hayat yaşar, bu hayatından sonra ölür. Rabbimiz "...Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp buluşacaktır. Sonra gaybı da müşahede edilebileni de bilen Allah'a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir."(Cuma Suresi, 8) şeklinde buyurmaktadır. İnsan ölümünden sonra tekrar diriltilerek, dünyada tüm yapıp ettiklerine göre sonsuza kadar cennette veya cehennemde kalmayı hak eder. Yani insanın bir dünya hayatı, bir de sonsuza kadar yaşayacağı ahiret hayatı vardır. İnsanların öldükten sonra dünya hayatına geri dönemeyeceklerini Allah Kuran'da çok açık olarak bildirmektedir:
Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler. (Enbiya Suresi, 95)
Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin. Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır. (Mü'minun Suresi, 99-100)
Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi, insanların bir bölümü ölüm ile karşılaşınca, tekrar dirilme ümidi içinde olacaklardır. Ancak, kendilerine bunun kesinlikle mümkün olmadığı o an açıklanacaktır. Allah bir başka ayetinde insanların ölümü ve diriltilmesi ile ilgili şunları bildirir:
Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz. (Bakara Suresi, 28)
Biz, onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık onlardan hiçbirini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun?
(Meryem Suresi, 98)
yıkıntı
Allah insanın başlangıçta ölü olduğunu bildirir. Yani insanın yaratılışının temeli toprak, su, çamur gibi cansız maddelerdir. Daha sonra Allah bu cansız yığına"bir düzen içinde biçim verip" (İnfitar Suresi, 7) onu diriltir. Bu dirilişten belli bir süre sonra insan, yaşamı sona erince tekrar öldürülür ve toprağa geri döner, çürüyüp-ufalanıp toz haline gelir. Bu da insanın ikinci defa ölü haline geçişidir. Geriye ise son kez diriltilmesi kalmıştır. Bu da ahiretteki dirilmesidir. Her insan ahirette diriltilecek ve bir daha geri dönüşün mümkün olmadığını anlayarak, dünyada yaptığı herşeyin hesabını verecektir. Allah ayetlerde insanın dünyaya geldikten sonra tek bir ölümden başka ölüm tatmayacağını şöyle bildirir:
Kendilerinden önceki nesillerden nicelerini yıkıma uğratmamız,
onları doğruya yöneltmedi mi? (Oysa bugün kendileri onların kaldıkları yerlerde gezinip duruyorlar.
(Taha Suresi, 128)
Ürdün'deki Petra kalıntılarıRoma'daki Collesium kalıntısı.
Ürdün'deki Petra kalıntıları
Roma'daki Collesium kalıntısı.
Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm tatmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur. Senin Rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur. (Duhan Suresi, 56-57)
Yukarıdaki ayetler, ölümün sadece bir kez olduğunun görülmesi açısından son derece açık ve kesindir. Bazı insanlar her ne kadar ölüm ve ahiret korkularını yenmek ve kendilerini teselli etmek için Karma ya da reenkarnasyon gibi batıl inançları kabul etmek isteseler de, gerçek olan, öldükten sonra bir daha dünyaya gelmeyecekleridir. Her insan sadece bir kez ölecektir ve bu ölümünden sonra, Allah'ın takdir ettiği şekilde sonsuza kadar yaşayacağı ahiret hayatı başlayacaktır. Allah her insanı dünyada yaptığı iyilik veya kötülüklere göre, cennetle ödüllendirecek veya cehennemle cezalandıracaktır. Allah, sonsuz adalet sahibi, sonsuz merhametli ve şefkatli olandır, herkese yaptığının karşılığını eksiksiz olarak verendir. Ölümden veya cehenneme gitme ihtimalinden korkarak, batıl inançlarda teselli aramak ise, hiç şüphesiz insana çok daha büyük bir yıkım getirir. Akıl ve vicdan sahibi bir insan, bu yönde bir korkusu varsa, cehennem azabından kurtulup cenneti umabilmek için samimi bir kalple Allah'a yönelmeli ve insanlar için hidayet rehberi olan Kuran'a uymalıdır.
İnsan hiç unutmamalıdır ki, ne genç, ne yaşlı, ne güzel, ne de zengin olmaları bugüne kadar yaşayan hiçbir insanı ölümden koruyamamıştır. Bu nedenle hiçbir insan ölüm gerçeğini göz ardı etmemelidir. Çünkü o göz ardı etse de etmese de bu kaçınılmaz gerçek mutlaka yaşanacaktır.
O, ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak gelip de, (insana) "İşte bu, senin yan çizip-kaçmakta olduğun şeydir" (denildiği zaman da). (Kaf Suresi, 19)
Siz bu satırları okurken de ölümün yakınlığını aklınızdan geçiriyor olabilirsiniz. Ancak belki de elinizdeki kitabı bitiremeden ölüm sizi bulacaktır. Belki de ölüm size diğer insanlardan çok daha yakındır. Bunun için mutlaka bir sebep olması, bir hastalık, kaza ya da yaşlılıkla karşılaşmanız da gerekmeyecektir. Çünkü Allah ölüm vakti gelen kişiye ölüm meleklerini gönderecek ve bu kişinin canını alacaktır. O halde insan bu büyük gerçeği asla aklından çıkarmamalı, ölüme hazırlık yapmayı asla ertelememelidir. Münafikun Suresi'ndeki "… Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiçbir kimseyi kesinlikle ertelemez…" (Münafikun Suresi, 11) hükmüyle Allah Kuran'da ölümün ertelenmeyeceğini ve ölüm ile karşılaşan birinin pişmanlığını bize bildirmiştir:
Sizden birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Oysa Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiçbir kimseyi kesinlikle ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.(Münafikun Suresi, 10-11)

Budizm'in Sapkın Ahiret İnancı

Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O’nun avucundadır...
(Zümer Suresi, 67)
budist
Batıl Budist inançlara göre, kainatın ve insanların varoluşu da, ölüm ve yeniden doğum da başıboştur. Bu akıldışı iddiaya inanan insanlar büyük bir ruhi dengesizliğe sahip olurlar. Dünyada herşeyin başıboş olduğunu sanmanın korkusu, tedirginliği ve huzursuzluğu içinde yaşarlar. Oysa İslam dini kainatta meydana gelen her olayın Yüce Allah'ın bilgisi ve kontrolünde olduğunu öğretir. Bu gerçeği kavrayan insanlar her an Allah'a güvenip dayanmanın, tevekkülün huzurunu ve sevincini yaşarlar.
Karma inancının bir sonucu olarak Budizm'de ahiret, cennet ve cehennem inancı da yer almamaktadır. Bu, Allah'ın Kuran'da bildirdikleri ile çelişen, batıl ve sapkın bir inançtır. Bu inanca göre daha önce de belirttiğimiz gibi, bir insan her ölümünden sonra tekrar dünyaya gelir ve bu dönüşüm sürekli devam eder. Budizm'de ahiret inancının olmadığını Sanskrit ve Karşılaştırmalı Filoloji Profesörü E. Washburn Hopkins, The Religions of India (Hindistan Dinleri) isimli kitabında şöyle açıklamaktadır:
Buda'nın kurmuş olduğu sistemin mantığı, onu, bu dünyada mutlu olmamış kimselerin mutlu olabileceği başka bir alemin varlığını kesin inkara götürmüştür. O, sadece öteki dünyayı inkar eden görüşünde ısrar etmekle kalmamış, bunun ötesinde öğrencilerini ve araştırmacılarını, kişinin ölümden sonraki kaderini araştırmaktan ve bu konuda soru sormaktan alıkoymak için her yolu denemiştir. Buda, Nirvana'ya ulaşmanın varlığın yok oluşuna yol açtığına inanmış ve hiçbir zaman ölümsüz bir varlık fikrini benimsememiştir. Onun ısrarla üzerinde durduğu husus, herkesin karma ve yeniden doğuş doktrinlerini tam anlamıyla kabul ederek, mümkün olduğu kadar çabuk, içinde bulunduğu sıkıntılı doğum-ölüm çemberinden bir an önce kurtulmaya gayret göstermesidir.4
Bazı Budist kaynaklarda ise ölüm sonrası hayatla ilgili olarak şu bilgilerin verildiği görülmektedir:
Yeniden doğum, ister cennette ister cehennemin muhtelif katmanlarından birinde gerçekleşmiş olsun, söz konusu bu mekanlardaki varoluşlar aynen yeryüzündekiler gibi geçicidir, ebedi değildir. Ferdin bu mekanlardaki kalış süresi, Hinduizm'de olduğu gibi, onun yeryüzünde iken yaptığı iyilik ve kötülüğün miktarına bağlıdır. Belirlenen sürenin tamamlanmasından sonra yeniden yeryüzüne dönülecektir. Cennet ve cehennem ferdin yeryüzündeki fiillerinin karşılığını gördüğü geçici varoluş katmanlarından başka bir şey değildir.5
Görüldüğü gibi, Budist öğretilere göre insanların yaptıklarının karşılığını bulduğu bir tür cennet ve cehennem inancı vardır. Ancak, hak bir dine ait olmadığı için bu inançta birçok çelişki ve mantıksızlık bulunmaktadır. Herşeyden önce, Allah'ın Kuran'da bildirdiğinin aksine, Budizm'de cennet ve cehennem sonsuz değil, geçicidir.
Bu inanışın en mantıksız yönlerinden biri ise, dünya üzerindeki mevcut tüm sistemlerin daha önce de belirttiğimiz gibi kendiliğinden işlediğine inanılmasıdır. Budizme göre kainatın ve insanların varoluşu gibi, ölüm ve yeniden doğum döngüsü de başıboştur. Bu inançta dünya hayatını, cennet ve cehennemi yaratan, insanlara yaptıklarının karşılığını veren bir Yaratıcının varlığı kabul edilmez. Oysa bu, son derece mantıksız ve kabul edilmesi imkansız bir iddiadır. Cennet ve cehennem gibi mükafat ve ceza verilecek mekanların varlığını kabul etmek, ancak bu mekanların nasıl varedildiğini, cezayı ve mükafatı kimin vereceğini, adaletin nasıl sağlanacağını açıklamamak çok büyük bir mantık bozukluğudur.. Dahası Karma felsefesinde bunlar iddia edilirken, cennet ve cehennemin bir Yaratıcı olmadan nasıl oluştuğuna getirilebilen hiçbir açıklama bulunmamaktadır. Sadece nesilden nesile aktarılan ve hiçbir zaman da akılcı bir biçimde anlatılmayan ve sorgulanmayan bir batıl inanıştır bu. Zaten Budizm'in kainatın varoluşuna, evrenin işleyişine, canlılardaki kusursuz yaratılışın kökenine dair hiçbir akılcı açıklaması yoktur. Bu nedenle de Budizm hiçbir bir akli dayanağı bulunmayan, sadece efsanevi hikayelerle ayakta tutulmaya çalışılan bir mistik akım olmaktan öteye gidememektedir.
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahirey yurdu ise, asıl hayat odur...
(Ankebut Suresi, 64)
... Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.
(İsra Suresi, 81)
manzara

Ahirette İnsanları Bekleyen Gerçek

Dünya hayatına ve ahiret inancına dair gerçekleri öğrenebileceğimiz yegane kaynak alemlere bir öğüt olarak indirilen Kuran ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetidir.
Allah Kuran'da dünya hayatının tüm insanlar için geçici bir deneme, ahiretin ise sonsuz yurt olduğunu bildirir. Her insan yaklaşık 60 yıllık dünya hayatı boyunca tüm yaptıklarının karşılığını cennette veya cehennemde alacaktır. Bu gerçeği Allah Kuran'da şöyle haber verir:
Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Enam Suresi, 32)
Allah'a teslim olan, O'nun indirdiği hidayet rehberine ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan bir insan kıyamet gününe, ahirette tüm yapıp ettiklerinin hesabını vereceğine, dünya hayatında yaptıklarının karşılığını sonsuza kadar cennette ya da cehennemde alacağına gönülden iman eder. Çünkü gerçek budur. Allah bunu insanlara indirdiği kitaplar ve gönderdiği peygamberler ile bildirmiştir. Budizm ise tek bir insanın kendi kendine oluşturduğu bir felsefe ve onun üzerine bina edilen yine insan yapımı öğretilerden oluşur. Allah'tan geleni, insana ait bir felsefeyle değiştirmek, kuşkusuz büyük bir yanılgıdır. Kulaktan dolma bilgilerle, bir özenti nedeniyle, hayran oldukları pop yıldızının veya sinema sanatçısının Budist mesajlarından etkilenerek ya da bir moda gereği Budizmi yol edinenlerin, bu gerçeği düşünmeleri ve yanılgılarından sıyrılmaları gerekmektedir. Çünkü Allah, ahireti yalanlayanların durumlarını Kuran'da şöyle bildirir:
Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı? (Araf Suresi, 147)
...İnkar edip ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar ise; artık onlar da azab için hazır bulundurulurlar. (Rum Suresi, 16)
Yukarıdaki ayetlerde haber verilen bu azap, ölüm anıyla birlikte başlayacaktır. Dünya hayatları boyunca ne kadar büyük bir yanılgı içinde olduklarını anlayan insanlar telafisi olmayan bir pişmanlık yaşayarak şöyle diyeceklerdir:
Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık." (Enam Suresi, 27)
Ve hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir. Onun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır.
(Hicr Suresi, 43-44)
Onu Ben, cehenneme sürükleyip-atacağım. Cehennem nedir, sen bilir misin? Ne alıkoyar, ne bırakır. Beşere delicesine susamıştır.
(Müdessir Suresi, 26-29)
azap
Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen. (Secde Suresi, 12)
Ancak onlar ne kadar yalvarıp yakarsalar, bağışlanma dileseler de artık dönüşü olmayan ve azapla dolu bir hayata başlamış olacaklardır. Onların tevbeleri kabul edilmeyecek, dünyaya dönme istekleri ise asla yerine getirilmeyecektir. Dünyada defalarca uyarıldıkları halde iman etmeyen inkarcılar, Allah'a şirk koşanlar, taştan, tahtadan heykellerin önünde secde edenler, sadece insanlara gösteriş yapmak ya da ilgi çekmek için boş felsefelerin peşinde gidenler ve Allah'tan gereği gibi korkup sakınmayanlar ölüm melekleri ile karşılaştıkları andan itibaren sürekli bir aşağılanma içine gireceklerdir. Canlarının sırtlarına ve böğürlerine vurularak alınması, perçemlerinden tutulup yerde sürüklenmeleri, cehennemin içine atılmaları ahiret hayatındaki aşağılanmanın bir başlangıcı olacaktır. Allah onların konuşmalarına izin vermeyecek, seslerinin bir hırıltıdan öteye çıkması mümkün olmayacaktır. (Taha Suresi, 108)
Cehennem, Allah'a karşı büyüklenen, ahirete, yeniden dirilişe inanmayan ve Rabbimizin gönderdiği uyarıcılara itaat etmeyen, güzel ahlaktan uzak bir hayat süren tüm inkarcıların son bulacakları yer olacaktır. Cehennem ehli"Elleri boyunlarına bağlı olarak..."(Furkan Suresi, 13) ateşin sıkışık yerine atılacak, dumanlı bir gölge içinde konaklayacaklardır. Ateşin uğultulu homurtusunu sürekli işitecekler, kemikleri çatırdatan inlemeler ile muhatap olacaklardır. Özellikle azabın sürekli olması ve cehennem ehlinin tüm yakarışlarına rağmen, onlardan kesinlikle hafifletilmeyecek olması tarifsiz bir sıkıntı vesilesi olacaktır. Çünkü Allah cehennem azabını "Kapıları kilitlenmiş bir ateş..."(Beled Suresi, 20) olarak bildirmektedir.
Cehennemdekiler fiziksel olarak da korkunç bir görüntüye bürüneceklerdir. Yüzleri kapkara, korkudan ve dehşetten dolayı zillet içinde olacaktır. Hücreleri kavururcasına güçlü olan ateşte derileri yanacak ve Allah'ın "...Derileri yanıp döküldükçe, azabı tadmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz..."(Nisa Suresi, 56) ayetinde bildirdiği gibi derileri tekrar tekrar yenilenecektir. Demir kamçılarla kamçılanıp "...uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire..."(Hakka Suresi, 32) vurulacaklardır. Alınları, böğürleri ve sırtları kızgın ateşte dağlanacak, başlarından aşağı kaynar sular dökülecektir. Elbiseleri ve yatakları ateşten ve katrandan olacak, demir halkalarla bağlanacaklardır.
Cehennem ehline sunulacak olan yiyeceklerin ve içeceklerin korkunçluğu da ayetlerde açıklanmıştır. Allah "İrin ve kan karışımından başka bir yemek yoktur."(Hakka Suresi, 36) ayetinde dünyada insanların çok azını dahi görmeye veya kokusunu duymaya dayanamadıkları kan ve irinin (iltihaplı yaradan akan sıvının) cehennem ehlinin sürekli yiyeceği olacağını haber vermektedir. Dünya hayatında Allah'ı unutup, kendi tutkularının ardından gitmelerinin bir karşılığı olarak girdikleri cehennemde irinli, kaynar sudan içirilecek, parçalanan boğazlarından hiçbir şey geçmeyeceği için yutkunmaya çabalayacak, ama yutkunamayacaklardır. Allah günahkar cehennem ehline yedirilecek diğer yiyeceklerin de zehirli olan darı dikeni ve zakkum ağacı olduğunu ayetlerde şöyle bildirmiştir:
Doğrusu, o zakkum ağacı; günahkar olanın yemeğidir. Pota gibi; karınlarda kaynar-durur; kaynar-suyun kaynaması gibi. (Duhan Suresi, 43-46)
Allah'a inanan ve O'na gönülden kulluk eden insanlar ise böyle bir duruma düşmeyecek, kolay bir hesap ile sorguya çekilip, korkuya, hüzne ve pişmanlığa kapılmadan cennete sevk edileceklerdir. O gün müminlerin yüzlerinin ışıl ışıl parlayacağını Allah ayetlerde haber vermiştir. Onlar dünya hayatları boyunca batıl felsefelerin peşine takılmadan Allah'ı hak Kitabı'nda bildirdiği şekilde razı etmeye yönelik yaşamalarının, Allah'tan korkup, O'nun azabından sakınmalarının karşılığını sonsuza dek cennette alacaklardır. Allah Kuran'da bu durumu şöyle haber vermiştir:
İnkar edenler, cehenneme bölük bölük sevk edildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki: "Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?" Onlar: "Evet." dediler. Ancak azab kelimesi kafirlerin üzerine hak oldu. Dediler ki: "İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür." Rablerinden korkup-sakınanlar da, cennete bölük bölük sevk edildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: "Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin." (Zümer Suresi, 71-73)
Öyleyse tüm insanların Allah'ın "Gerçek şu ki, kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir..."(Hac Suresi, 7) şeklindeki haberini sürekli düşünmeleri, sorgulama günü yaklaşırken yapılan hatırlatmaları mutlaka dikkate almaları gerekmektedir. Çünkü o gün iyilikte bulunanlar, yaptıkları iyiliklerin karşılığını eksiksiz olarak bulurlarken; kötülükte bulunanlar ise yaptıkları kötülükler ile aralarında uzak bir mesafe olmasını isteyeceklerdir. İnsanlar yapayalnız ve tek başlarına Allah'ın huzuruna çıkacak ve en ufak bir haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hüküm verilecektir:
İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar. Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar. (Enbiya Suresi, 1-2)
Budizm ve benzeri insan yapımı felsefeler ise, insanları en büyük gerçek olan Allah'ın varlığından ve O'na kulluk görevinden uzaklaştıran birer yanılgıdır. Budizm yapay ve gerçekte birçok yönden insan fıtratına da son derece aykırı olan bir ahlak anlayışı ile, insanların dinsizliğin getirdiği vicdan azabından kısmen de olsa sıyrılmalarını sağlamakta ve böylece sahte bir "maneviyat" kaynağı olarak işlev görmektedir. Budizm'e inananlar, kendilerine acı çektirerek, bedensel ihtiyaçlarını yanıtsız bırakarak, manevi bir başarı elde ettikleri zannına kapılmakta ve böylece avunmaktadırlar. Bir türlü fark edemedikleri gerçek şudur: İnsanın bilmesi gereken en temel hakikat, Allah'ın kulu olduğudur. Yapılan herhangi bir iş, ancak Allah'ın rızası gözetilerek, O'na kulluk etme bilinciyle yapıldığında değer taşır. İnsanın nefsinin istek ve arzularını dizginlemesi de, Allah rızası için (ve Allah'ın dilediği ölçüde) yapıldığında değer taşıyan bir çabadır. Allah, Kendi rızası gözetilmeden sürdürülen bu gibi çabaların sahipleri için "Çalışmış, boşuna yorulmuştur"(Gaşiye Suresi, 3)buyurmaktadır.

Budizm'e Göre Dünya Hayatı

nilüfer
Hayır, kim iyilikte bulunarak kendisini Allah’a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri vardır...
(Bakara Suresi, 112)
Daha önce de belirttiğimiz gibi Karma inancında insanlar, birbirini takip eden yeni yaşamlardan oluşan hayat çemberinin hiç bitmediğine ve her ölümden sonra mutlaka tekrar dirileceklerine inandıkları için, önlerinde sayısız imkan olduğunu sanmaktadırlar. Dolayısıyla bir insan herhangi bir kötülük yapmaya kalktığında, "bir sonraki hayatımda daha kötü bir hayatla yaşasam bile, bunu sonraki hayatımda telafi edebilirim" diye düşünebilmektedir. Böyle çürük temeller üzerine kurulu bir anlayışın insanları kötülüklerden alıkoyması ise mümkün değildir. Çünkü dünya hayatına bağlılık insanların büyük bir bölümünün önemli bir zaafıdır. Reenkarnasyon gibi batıl bir fikre inanmalarının en önemli sebebi de, bu bağlılıkları ve dünya hayatından hiçbir şekilde vazgeçememeleridir. İnsanların davranışlarını köklü bir şekilde düzelterek, güzel ahlakı yaşamaları ise, ancak bu dünya hayatının gerçek anlamını kavramalarıyla mümkün olur.
Dünya hayatının gerçek yönünü bilen bir insan, kendisini ve tüm evreni var eden, onu koruyan ve esirgeyen Rabbimize kulluk için yaratıldığını, her yaptığından, her konuşmasından ve düşüncesinden Allah'a karşı sorumlu olduğunu ve ölümünden sonra O'na hesap vereceğini bilir. Dünya hayatının yaratılış sebebini Rabbimiz Mülk Suresi'nde şöyle bildirir:
O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)
Ayette de görüldüğü gibi Allah insanları denemek için yaşamı yaratmış ve onları dünyaya geçici olarak yerleştirmiştir. Burada karşımıza çıkan olaylarla bizi sınamakta; iman edenlerle inkarcıların ortaya çıkması, inananların kötülüklerden arınması ve cennet ahlakına ulaşması için hayatı devam ettirmektedir. Yani dünya sadece Allah'ın hoşnutluğunu kazanabilmemiz için bir sınanma, bir eğitim yeridir. Allah insanları Kendisine kulluk etmeleri için yarattığını ise şöyle bildirmektedir:
Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız. (Bakara Suresi, 21)
De ki: “Sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek var mı?” De ki: “Hakka ulaştıran mı uyulmaya daha hak sahiptir, yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaşamayan mı?....”
(Yunus Suresi, 35)
evli manzara
Allah, insanlara korumaları gereken sınırları, hoşnut olacağı ve olmayacağı davranışları açıkça bildirmiştir. Buna göre insan, dünyada gösterdiği tavırlarla ebedi hayatında ceza görecek veya mükafata kavuşacaktır. Bu durumda yaşadığımız her saniye, bizleri ya cennete veya cehenneme yaklaştırmaktadır. Allah bu gerçeği kullarına pek çok ayette hatırlatır ve o güne karşı onları uyarır:
Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Haşr Suresi, 18)
Allah; sizi yarattı, sonra size rızık verdi, sonra sizi öldürmekte,
daha sonra sizi diriltmektedir. Ortaklarınızdan bunlardan herhangi birini yapacak var mı?...
(Rum Suresi, 40)
... Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu,
biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız...
(Araf Suresi, 173)
Laos, Vientiane'deki Vat Ong Teu Tapınağı
Bangkok'daki Wat Po Tapınağında bulunan Buda heykeli. Budist eserlerde meditasyon, huzura ulaşmanın ve günlük sıkıntılardan uzaklaşmanın en kolay yolu olarak gösterilir. Oysa bu büyük bir aldatmaca ve göz boyamadır. Meditasyon yaptıkları süre boyunca dünya hayatına dair sıkıntılarını unutan insanlar, meditasyon bittiğinde aynı sıkıntılarla karşı karşıya kalırlar. Üstelik bu sıkıntıları unutmaya çalışmak, belki insanda geçici bir rahatlama sağlayabilir, ama onları yok etmez, geçici beyin uyuşturmanın faydası olmaz. Gerçek huzur ve mutluluğa ulaşmanın tek yolu Allah'a bir ve tek olarak iman etmek, O'nun yazdığı kadere teslim olmaktır. Allah dilemedikçe tek bir yaprağın dahi düşmeyeceğini bilen bir mümin için başına gelen herşey bir denemedir.İnsan 50-60 yıllık hayatı boyunca tüm yaptıkları ve yaşadıklarıyla denenmektedir. Sonsuz ahiret hayatında ise bunların karşılığını en adaletli şekilde alacaktır.
Allah'ın azaplandırmasından korku duyan müminler, yalnızca O'na kulluk eder, O'nun emirlerine kayıtsız şartsız uyar, kötülüklerden sakınarak Rabbimizi hoşnut edecek davranışlarda bulunurlar. Bir insanın gerçek anlamda üstün bir ahlaka sahip olmasının, çıkarları ile çatışsa dahi güzel ahlaktan taviz vermemesinin tek yolu, Allah'a karşı güçlü bir sevgi ve bağlılığı olması, O'ndan korkup sakınması ve O'na kullukta kararlı olmasıdır. Aksi takdirde, her insanın kendine ait birtakım güzel ahlak özellikleri olabilir; ancak bunlar ya sayılıdır, ya kısa sürelidir veya bazı koşullara bağlıdır. Budizm'de de insanlara bazı güzel davranışlar tavsiye edilmektedir. Ancak bunların Allah katında bir değeri olmayabilir. Kendisini yoktan var eden Allah'ın apaçık varlığını göz ardı ederek, O'na karşı nankör olan bir insanın, çevresindeki insanlara bazı iyilikler yapmasının ne değeri olabilir? İnsanın yaptığı işlerin değer taşıyabilmesi için Allah'a iman etmesi, yaptığı herşeyi O'nun rızası için yapması, O'nun kadrini gereği gibi takdir etmesi ve Allah'tan korkup sakınması gerekir. İşte bu nedenle müminlerin güzel ahlakları, romantik eğilimlere dayanmaz. İbadetleri Allah'ın ayetlerde de buyurduğu gibi sürekli ve kesintisizdir:
Allah, hidayet bulanlara hidayeti artırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır. (Meryem Suresi, 76)
yoga
Bugün meditasyon ve yoga gibi mistik akımlar Batılı toplumlarda rağbet görmektedir. Oysa doğru yolu, iç huzurunu, vicdani rahatlığı ve mutluluğu elde etmenin yolu, böyle geçici beyin uyuşturma yöntemleri değil, Allah'a samimi bir kalple iman etmek, O'na gönülden teslim olmak ve tüm hayatını Allah'ın razı olacağı şekilde geçirmektir.
Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyleyken Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz? (Nahl Suresi, 52)
Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır. (Kehf Suresi, 46)
Hak olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca O’na (olan)dır. Onların Allah’tan başka çağırdıkları ise, onlara hiçbir şeyle cevap veremezler....
(Rad Suresi, 14)
Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm...
(Bakara Suresi, 186)
... Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı? Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu? “Hayır” dediler. Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk.
(Şuara Suresi, 72-74)
budistlerin dua bayrakları
Budist tapınaklarının çevresinde dört bir yana açılarak asılmış ipler üzerinde yüzlerce dua bayrağı görmek mümkündür. Budistlerin batıl inanışlarına göre bu bayraklar üzerinde yazılı olan dualar, rüzgarla etrafa taşınmakta ve böylece daha çok sevap kazanılmaktadır. Bu da diğer Budist inanışlar gibi batıl bir hurafedir. Çünkü Allah'ın varlığını inkar eden Budistler bu duaları kime ve niçin ettiklerini dahi açıklamaktan uzaktırlar. Oysa Allah Kuran'da, sadece bir ve tek İlah olan Rabbimize yapılan duaların kabul olacağını tüm insanlara hatırlatmıştır.
İnsanlar dünya hayatının geçici ve aldatıcı süslerine tutkuyla bağlanmaktan sakınmalıdır. Çünkü ahirette insanların zenginlikleri, güzellikleri ve dünya hayatında sahip oldukları onlara fayda sağlamayacaktır. Toprağa konacak olan bedenleri çürüyecek, malları zamanla yok olacaktır. O insanlar da diğer insanlar gibi sorguya çekilmek için Rabbimizin huzuruna çıkacaktır. Üstelik dünya hayatı çok kısadır. Şu an 30 yaşında olan bir insana bu yaşına kadar neler yaşadığını sorsanız, "herşey çok hızlı geçti" diyecektir. İşte bu insan ortalama olarak bunun gibi bir 30 yıl daha yaşayacaktır. Ve sonra yaşamı bitecektir.
budizm
a) Budistler atalarından kalan gelenekleri eksiksizce uygular ve günlerini tapınakların etrafında dualar okuyarak, dua silindirleri çevirerek geçirirler. Ancak yaptıklarını bir kurtuluş yolu olarak gören Budistler gerçekte çok büyük bir aldanış içindedirler. Çünkü önünde secde ettikleri, tütsüler yakıp dilekte bulundukları taştan, tahtadan heykellerin onların dualarına cevap vermeleri, çağrılarını duymaları mümkün değildir.
b) Budizmin sapkın inanışlarından biri de, Buda adına yapılan mekanlarda düzenlenen garip törenlerdir. Bu putperest törenlerde Buda'nın taştan heykellerine tapılır. Oysa bu heykeller, insanlara ne bir yarar ne de bir zarar vermeye güç yetirebilirler. İnsan yapımı bu heykellerden medet ummak kuşkusuz akıl dışıdır. Ne var ki Budist öğretilerle beyni yıkanmış olan insanlar, bu kadar açık olan bir mantıksızlığı dahi farkedemeyecek konuma gelmişlerdir.
c) Budizmin batıl inanışları ve törenleri insanları hastalıklı bir ruh haline iter. Bilimden, teknolojiden, sanattan, estetikten kısaca medeniyetten uzak bir yaşam süren Budistler, yaktıkları mum ve kandillerle ibadet ettiklerini sanırlar. Oysa bu, büyük bir aldanıştan ibarettir.
d) Batıl Budist ritüellerine göre, resimdeki boncuklar kutsal kabul edilir. Budistler, Buda'ya yaptıkları dualarında (ki bu dualar onlara asla birşey kazandırmayacaktır) milyonlara varan tekrarlar yaparlar. Allah'ı unutup, O'nun yarattığı aciz bir kuldan medet uman bu topluluk –söz konusu sapkın inanışlarından vazgeçmedikleri sürece- kendilerini çok büyük bir azaba sürüklemektedirler.
e) Rahiplerin Budist halktan farklı olarak uyması gereken çok fazla kural vardır. Bunların en başında, öğle yemeğinden sonra ertesi güne kadar hiçbir şey yememek, kesintisiz her akşam meditasyon yapmak gibi uygulamalar gelmektedir. Bunların tümü hak dinde yeri olmayan ve hiçbir fayda getirmeyen, insanın fıtratına da aykırı garip ritüellerdir. Oysa Allah kullarına daima kolay olanı emreder. Rabbimiz ayetlerinde şöyle buyurur: Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa, Ve en güzel olanı doğrularsa, Biz de onu kolay olan için başarılı kılacağız. (Leyl Suresi, 5-7)
f) Budistler, Buda'nın heykelinin karşısında garip ritüeller gerçekleştirirler. Bunlardan biri de yere yatılarak yapılan bir saygı gösterisidir. Bir tapınağa girildiğinde ilk yapılan hareketBuda heykelinin önünde eğilmek ve yüzü yere sürmektir. İslam ise müşrik toplulukların bu sapkın anlayışlarını reddeder ve kainatın tek sahibi, Rahman ve Rahim olan Rabbimize kulluk etmeyi emreder.Allah ayetlerinde şu şekilde buyurur: "Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol. Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et."(Hicr Suresi, 98-99)
g) Teleskopik trompet olarak tanımlanan radong, Budist ritüellerde çok önemli bir yer tutar. 4.5 metre uzunluğundaki bu çalgı Budist ayinler sırasında kullanılır. Adeta bir törenler, ayinler ve ritüeller dini haline gelmiş olan Budizm, bu gibi avuntularla insanları hem dünya hayatında hem de ahirette çok büyük bir kayba uğratmaktadır.
Allah dünyada yaşanan bu sürenin kısalığına pek çok ayette dikkat çekmiş, insanların ahirette bunu açıkça itiraf edeceklerini bildirmiştir:
Gündüzün bir saatinden başka sanki hiç ömür sürmemişler gibi onları biraraya toplayacağımız gün... (Yunus Suresi, 45)
Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler.    İşte onlar böyle çevriliyorlardı. (Rum Suresi, 55)
budist insanlar yaşam
a)Binlerce batıl kuraldan ve törenden oluşan, ahiret inancını tamamen göz ardı eden Budizm, bu sapkınlığa kapılanlarda büyük tahribat meydana getirmektedir. Budistlerin tüm batıl uygulamalarının yanısıra samimiyetsizliklerinin önemli bir göstergesi de uyguladıkları adaletsizliktir. Budizm'in yaygın olduğu ülkelerde, halk büyük bir yokluk ve sıkıntı çekerken, Buda adına inşa edilen putperest tapınaklar için büyük masraflar yapılmaktadır. Budizm'in ahiret inancını reddeden sapkın görüşleri, insanları ahlaki ve ruhi çöküntüye sürüklemekte, bu da kişilerin dış dünyadan tamamen kopuk, başkaları için adalet arayışında olamayacak bir halde yaşamalarına neden olmaktadır. Böyle karanlık ve kasvetli bir ruh haline sahip kişilerin, toplumun sorunlarına akılcı çözümler üretemeyeceği, onları aydınlığa ulaştıramayacağı ise açıktır.
b) Günümüzde Budizm bazı çevreler tarafından güzel ahlakın, yardımlaşmanın ve fedakarlığın yolu olarak görülür.Oysa Budist ülkelerde halkın yaşadıkları, bu propagandanın büyük bir aldatmaca olduğunu ortaya koymaktadır. Nepal'de, Tibet'te, Kamboçya'da ve diğer Budist ülkelerdeki halkın sefalet içinde yaşıyor olması, böyle bir yardımlaşma ve fedakarlığın uygulanmadığını açıkça göstermektedir.
c-d) Nepal, Budizm'in en güçlü olduğu ülkelerin başında gelmektedir.Ancak Nepal halkı çok büyük bir fakirlik içindedir. Örneğin Nepal'in Himalaya eteklerindeki Mustang bölgesinde insanlar çamurdan yapılmış, izbe, toprak evlerde yaşamaktadırlar.
Öyleyse insanın kısa dünya hayatının geçici süslerine aldanıp, sonsuz ahiret hayatını göz ardı etmesi çok büyük akılsızlık olacaktır. Çünkü insanın Allah'a hesap vereceği gün kesin bir gerçektir. Allah Yunus Suresi'nde şu şekilde buyurur:
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve Bizim ayetlerimizden habersiz olanlar; işte bunların, kazandıkları dolayısıyla barınma yerleri ateştir. (Yunus Suresi, 7-8)
Dünya hayatına kanmayan, Allah'ın rızasını ve sonsuz ahiret hayatını tercih edenlere ise Rabbimiz şu şekilde müjde verir:
Kim ahiret ekinini isterse Biz ona kendi ekininde artırmalar yaparız. Kim dünya ekinini isterse ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi yoktur. (Şura Suresi, 20)
Allah dünyada da insanlara nimetlerini vermesine karşın, ayetlerinde sürekli olarak ahiretin nimetlerini istemeyi öğütler. Çünkü onlar daha hayırlı ve daha süreklidirler. (Taha Suresi, 131)
Allah’ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararlar dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler...
(Yunus Suresi, 18)
İnsanlar içinde, Allah’tan başkasını ‘eş ve ortak’ tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah’ı sever gibi severler...
(Bakara Suresi, 165)
altın tapınak

Dipnotlar

 1- Ebu Davud, Edeb 20 ; Müslim, Cihad 6; Kütüb-i Sitte, 7. cilt, s. 294
2- Ramuz El-Ehadis, cilt 1, s. 137
3- Buddhism, The Catholic Encyclopedia, cilt 3, Copyright © 1908 by Robert Appleton Company Online Edition Copyright © 1999 by Kevin Knight, http://www.newadvent.org
4- Edward Washburn Hopkins, The Religions of India, Boston, 1995, s. 319
5- Dr. Ali İhsan Yitik, Hint Kökenli Dinlerde Karma İnancının Tenasüh İnancıyla İlişkisi, s.130-131